Orta Doğu’da ABD-İsrail ittifakı ile İran arasında giderek genişleyen çatışma ve Hürmüz Boğazı’ndaki deniz trafiğinde yaşanan ciddi aksaklıklar, küresel enerji ve lojistik dengelerini yeniden şekillendirirken otomotiv ve yedek parça sektörünü de doğrudan etkileyebilecek bir süreci beraberinde getiriyor.
Saim Aşçı’ya göre bölgede yaşanan gelişmeler, otomotiv sektörü açısından yalnızca jeopolitik bir kriz değil; aynı zamanda artan enerji maliyetleri, navlun fiyatları, üretim girdileri ve teslimat süreleri üzerinden zincirleme etkiler yaratabilecek bir dönüşüm süreci anlamına geliyor.
Aşçı, krizin otomotiv sektöründeki etkilerinin kısa vadede maliyet ve tedarik belirsizliği olarak ortaya çıkabileceğini, orta vadede ise küresel tedarik coğrafyasının yeniden şekillenmesine yol açabileceğini ifade etti.
Dünya petrol ve LNG ticaretinin en kritik geçiş noktalarından biri olan Hürmüz Boğazı, küresel deniz yoluyla taşınan petrol ticaretinin yaklaşık dörtte birine ev sahipliği yapıyor. Bu nedenle bölgede yaşanan her gelişme enerji fiyatlarını ve buna bağlı olarak üretim maliyetlerini doğrudan etkiliyor.
Konuya ilişkin değerlendirmede bulunan Aşçı, “Bugün yaşanan süreç artık yalnızca İran-ABD gerilimi olmaktan çıkmış durumda; ABD-İsrail ittifakı ile İran arasında genişleyen bir çatışmaya dönüşmüş durumda. Hürmüz Boğazı’ndaki tanker trafiğinin neredeyse durma noktasına gelmesi, sigorta ve navlun maliyetlerindeki sert yükseliş, enerji fiyatlarındaki artış ve Çin merkezli tedarik zincirleri üzerindeki baskının aynı anda yaşandığını görüyoruz” dedi.
Otomotiv tedarik sanayisinde maliyet baskısı riski
Artan enerji fiyatları yalnızca yakıt maliyetlerini değil, otomotiv üretiminde kullanılan birçok sanayi girdisini de etkiliyor.
Aşçı, petrol ve doğalgaz fiyatlarındaki yükselişin otomotiv tedarik sanayisinde zincirleme baskı yaratabileceğini belirterek şu değerlendirmede bulundu:
“Petrol ve doğalgaz fiyatlarındaki artış; petrokimya türevleri, plastik, kauçuk, boya, ambalaj ve alüminyum gibi otomotiv üretiminde kullanılan birçok hammaddenin maliyetini yükseltiyor. Bu durum doğrudan otomotiv yan sanayisinde maliyet enflasyonuna dönüşüyor.”
Teslimat süreleri ve lojistik güvenliği kritik hale geliyor
Krizin otomotiv sektörü üzerindeki bir diğer önemli etkisi ise lojistik ve teslimat sürelerinde ortaya çıkıyor. Hürmüz Boğazı hattındaki güvenlik riskleri nedeniyle bazı uluslararası taşımacılık şirketleri bölgedeki geçiş operasyonlarını askıya alırken, tedarik zincirinde yeni belirsizlikler oluşuyor.
Aşçı, bu durumun yalnızca maliyet değil, ticari akış güvenliği açısından da ciddi risk taşıdığına dikkat çekerek şunları söyledi:
“Sorun yalnızca ürünlerin pahalı hale gelmesi değil. Ürünlerin zamanında ulaşıp ulaşmayacağı, rotaların değişip değişmeyeceği, aktarma limanlarının kayıp kaymayacağı ve sigorta onaylarının nasıl ilerleyeceği konusunda ciddi belirsizlikler var. Stok yönetimi zayıf olan şirketler için bu durum doğrudan satış kaybına dönüşebilir.”
Çin faktörü: Kısa vadede risk, orta vadede fırsat
Dünyanın en büyük ham petrol ithalatçısı olan Çin’in krizden en fazla etkilenmesi beklenen ülkeler arasında yer aldığı belirtiliyor. Aynı zamanda otomotiv ve yedek parça üretiminde küresel ölçekte önemli bir oyuncu olan Çin, hem enerji maliyetleri hem de ihracat pazarlarındaki belirsizlikler nedeniyle baskı altında bulunuyor.
Aşçı, “Çin şu anda hem enerji girdileri hem de ihracat pazarları açısından eş zamanlı baskı altında. Kısa vadede Çin avantajdan çok risk oluşturuyor. Ancak kriz uzarsa ve Batılı üreticiler daha maliyetli hale gelirse, Çin üretim kapasitesi ve fiyat esnekliği sayesinde yeniden küresel pazarda alan kazanabilir” ifadelerini kullandı.
Tedarik zincirlerinde yeni dönem başlayabilir
Uzmanlara göre Hürmüz Boğazı merkezli kriz, yalnızca kısa vadeli fiyat artışlarıyla sınırlı kalmayabilir. Uzun vadede küresel otomotiv tedarik zincirlerinde yapısal değişimlerin yaşanabileceği değerlendiriliyor.
Motor Aşin CEO’su ve İTO 52. Komite Başkanı Saim Aşçı, “Bugün gördüğümüz tablo, asıl meselenin fiyat değil akış güvenliği olduğunu gösteriyor. Ürün bulunabilir olsa bile navlun, sigorta, transit süreleri ve teslimat planlamaları istikrarsız hale geldiğinde ticareti yönetmek zorlaşıyor” dedi.
Aşçı’ya göre şirketlerin önümüzdeki dönemde alternatif tedarik rotaları oluşturması, üretim merkezlerini çeşitlendirmesi ve daha güçlü stok yönetimi stratejileri geliştirmesi kritik önem taşıyacak.

